26 Ağustos 2012 Pazar

Devren Satılık Ünvan ''Şişko''

Evettt şişko artık ünvanını ve üzerine yapışıp kalan geri zekalı insanların ağzında sakız olan çoğu zaman moralini bozmaktan başka bir işe yaramayan kilolarından kurtulmaya karar verdi.Önceden de abartmıyorum milyonlarca kez karar vermişti ama 'İnanmamıştı!'' artık inancımda tam bu sefer ne yapıp edip kurtulacağım.Gün intikam vakti :D gazam mübarek olsun:D

Devren Satılık ünvan ''Şişko''

Değişim için kendini hazır hissediyorum.Bu sefer sadece kararlı değilim.İnançlıyımda.Ve inanç çoğu değişim için aslında gerekli olan tek şeydir.

18 Nisan 2012 Çarşamba

Anason-Şişko-Freud !

Uzun zamandır elimden geldiğince yazmaya çalışıyorum.Ama daha önce bunları hiç yayınlamamıştım.Yayınlama fikrine de karşıydım.Çünkü takip ettiğim bloglar var.Ve çoğu kişinin birbirinden (ç)alıntılar yaptığını da biliyorum.Hatta işi abartıp büyük yazarların(özellikle yabancı yazarların) sözlerini kendileri yazmış gibi sunanları bile gördüm.Onlara gıcık olduğum için blog açmayacağım demiştim.Ancak Anasonum fikrimi değiştirdi.Heves ettik açalım dedik ve de yaptık.Anason da bişeyler yazıyor ben de.Haliyle insan merak ediyor acaba okuyan var mı takip eden var mı diye.Popüler bloggerlara göre bizi okuyanlar yok denecek kadar az tabiki.Bizden daha iyi yazdıkları için mi ?Hiç sanmıyorum...Nedeni ortada...Freudyen davranmadığımız için okunmuyoruz.Ha şikayetçi miyiz hayır.İnsanların Freud'un görüşlerini haklı çıkarmak için yaptıkları yeterince fazla bizimki de olmayı versin.Hiç kimse bizi okumazsa biz birbirimizi okuruz:)
http://anasongncesi.blogspot.com/

15 Nisan 2012 Pazar



Gurur duyduğum Türk filmlerinden biridir ''İncir Reçeli'' ve repliklerinde geçtiği gibi hakikaten ''İncir Reçeli Güzeldir !''
Filmin başında Metin(Halil Sezai Paracıkoğlu) bekar ve boşvermiş erkekleri çok güzel temsil ediyor.Filmlerde yaratılan ve gerçekte hiç rastlamayacağımız ütopik karakterler yok filmde..Belki de samimi gelen tarafı da budur.Filmin senarist ve yönetmeni:Aytaç Ağırlar neler yaşadı da bu senaryoyu yazdı bilmiyorum.Ama filmin çoğu sahnesinde acının dibe vurduğunu hissettim..Ki zaten acı olmadan bir şeyler yazmanın mümkün olmadığını düşünüyorum.(Sinan Çalışkanoğlu) devrin yanlış batılılaşmış kişiliğini temsil ediyor.Fotograf makinesi sahnesine çok güldüm.Metin'in ona verdiği cevaplar çok iyi.Umarım kızım sana söylüyorum gelinim sen anla durumundan böyle davranan salaklar da mesajı almıştır.Çok acayip bir devirde yaşıyoruz.Herkes profesyonel fotograf makinesi yarışında.Utanmasalar ''Benimki Canon seninki Nikon benimki seninkini döver!'' diyerek kavga edecekler.Herkes bir Fotograf sanatçısıyım diye ortalıkta dolaşıyor,herkeste bir ''Ara Güler'' havaları...Ulan alt tarafı iki tane fotograf çektiniz diye kendinizi ne sanıyorsunuz?Bu arada Metin'in cevabına da bayıldım.''Maharet makinede değil gözdedir !''Aytaç bey kişileri iyi gözlemlemiş ve sıkı bir gönderme yapmış....
Metin'in bir şeyler yazma çabaları ve insanların onun yolunu tıkamaya çalışması ne kadar saçmalayabileceğimizi tekrar hatırlattı bana.Özellikle filmdeki güya(!) yapımcının sözleri ala kulaklarımda ''İzlenmesini istiyorsan şöyle sulu bir komedi yaz!Ya da yaz şöyle götlü göbekli bir senaryo çekelim !''
Metro sahnesi yine başarılı bulduğum sahnelerden biri.Metin'in Duygu'nun AIDS olduğunu öğrenmesi aralarında geçen dikenli cümleler ve sonrasında gelen gürültülü sessizlik...Bu sahneyi en iyi anlatacak müzik de tamam.Acının dibini görebiliriz.
Durakta öpüşme sahnesi Duygu'nun kafa karışıklığını bir kenara atması ve sevdiğini arada engel olsa bile bir kez öpmesi...İzlediğimiz çoğu yiyişmeli sözde aşk sahnesine bin basar.Bize aşk diye dayatmaya çalıştıklarının aksine ''Al seyirci aşk dediğin budur !'' cümlesini haykıran bir sahne.

Seyirci bu filmde en büyük tokadı önyargılarına yiyor.Metin Duygu'yu takip ediyor ve Duygu'nun babasını buluyor.Ancak Duygu sürekli ondan kaçıp gittiği için onu sevgilisi sanıyor.Derdinden içmeye başlıyor ve Duygu geliyor.Sonra zamanı geriye almak istediğimiz o anlardan birisi daha geliyor.Metin içindeki zehri Duygu'ya akıtıyor ve öldürücü darbeyi en sona saklıyor.''Bedeninin bu kadar ucuz muydu bilemedim!''Duygu ise her zamanki gibi önyargıların esiri olmasının acısının üzerine bir de sevdiğinin sözleri ile darbe alıyor.Ve ağzından derin bir cümle çıkıyor.''Asıl ucuz olan ne biliyor musun ? Beş kuruş vermeden savurduğunuz yargılarınız !''

 Kelimelerin gücüne inanıyorum.Güçlü kelimeler bir araya gelip derin bir cümle oluşturabilir.Ve derin cümleler de resimler gibi olur.Anlatmak için binlerce kelimeye gerek kalmadan bir resim gibi herşeyi anında aktarabilirler.Yine öyle bir cümle tanıdım...

Duygu gidiyor ve Metin acısını yaşamak için kabuğuna çekiliyor.Kısa sürede ona nasıl bu kadar bağlandığına inanamıyor ve dayanamayıp ona dönüyor..ondan bir iz bulmaya.Duygu'nun eski sevgilisi sandığı kişinin aslında onun babası olduğunu öğrenmesi onun acısını kendisine yönlendiriyor.Önceden Duygu'ya yönelttiği oklarını bu sefer hedef değiştirip kendine yöneltiyor.Acısı olgunlaşıyor ve kaleminden taşıp kağıtlara dökülüyor.Sonunda duygu yüklü bir senaryo ortaya çıkar.Sevdiğinin ölümsüz olma isteğini kendi yöntemi ile gerçekleştiriyor.
Duygu ve Metin'in son sahnesinin ağlatamadığı bir kişi var mıdır merak ediyorum.Bu sahnede saf aşkı görebiliriz.''Bana nefes alan hiçbir şeyi sevme hakkı vermediler.Ben de incir reçelini sevdim.İncir reçeli sendin aşkım !''Ön yargılarımız yüzünden mahvettiğimiz hayatlar ve hayatımız! ''Önyargıları parçalamak atomu parçalamakta zordur !'' cümlesinin doğruluğunu bir kez daha kanıtlıyor.O kadar güzel bir sahne ki kelimelerle anlatmak yetersiz kalıyor.Ancak o sahnede beni rahatsız eden bir şey var.O sahnedeki müziği beğenmemiş.Olmamış sanki..Daha iyi bir müzik bulunabilirdi.


Bir şiş-ko-nun günlüğü..

Evet efendim blogun adı bayağı bir itici oldu farkındayım.İzin verirseniz blogun adını açıklamak istiyorum.Hayatımın büyük bir bölümündeki fazla kilolu olarak yaşadım.Bu yüzden insanların kimin zaman direkt söyleyerek kimi zaman bakışları ile hep şişman ya da kısaca şişko deyişlerine maruz kaldım.

Ve hayatım boyunca bu sözcükten nefret ettim!
Sevmediğin ot dibinde biter misali hep de bu iğrenç sözcük karşıma çıktı !

Fazla kilolar yüzünden yaşadıklarımı kimse anlamıyordu.Ben de yazmaya karar verdim.İçimdeki tüm acıları kağıtlara dökmeye...Şişman sözcüğü yüzünden yaşadıklarımı,bana hissettirdiği duyguları kağıtlara kustum.Kimi zaman yaşadığım bir olayı yazdım kimi zamansa benim durumumdaki başka kişileri hayal ederek onların yaşayabilecekleri- hatta muhtemelen zaten yaşadıkları şeyleri yazdım.(Empati gücümün kuvvetli olduğunu düşünüyorum bu yüzden kendimi başka insanların yerine rahatlıkla koyabiliyorum.Çoğu zaman !)Ama hala sevemedim bu sözcüğü ve sevmeyeceğim.Blog büyük bir ihtimalle sevdiğim bir yer olacak ben de belki bu sözcüğe karşı nefretimi birazcık olsun azaltabilir diye sevdiğim bir yere sevmediğim bir kelimeyi de içinde barındıran bir isim verdim...

Yaklaşık 10 yıldır profesyonel şişmanım.İlkokul sıralarında almaya başladığım iğreç kilolar istikrarlı bir şekilde artarak devam etti.Kilolar arttıkça dertler de artmaya devam etti tabiki...Önce önlüler sıkmaya başladı.Okul açılmasına 1 hafta kala okul kıyafetleri satan tüm mağazalar dolaşılır en büyük önlük bulunmaya çalışılırdı.3 mağazaya baktıysan 2'si büyük beden önlük mü olur dercesine pis bakışlar atar sadece 1 tanesinde istediğin ölçü önlüğü bulabilirdin.Binbir zorlukla çocuğunun bedenine uygun önlüğü bulan annenin sevinci görülmeye değer...Öyle ya ne zamandır bugünü beklemişti.Sabahın köründe kalktı ve onun gibi çocuğu şişmanolduğuiçinbüyükbedenönlükderdinedüşmüşbirsürü kadını geride bıraktı ve o önlüğü aldı.Eve gelinir çocuğa önlük giydirilir önlüğü çocuğa olduğu görülür ve rahatlanır...Bugünkü o iğrenç koşuşturmaya deymiştir.Eller havaya kalkar ve Allah'a şükredilir.

Allah'ım sana şükürler olsun çocuğuma uygun önlüğü bulabildim.Bir yıl daha önlük yüzünden ağlamayacak şükürler olsun ya rabbi...

Eski İç Anadolu insanının en sevdiğim özelliğidir herşeye şükür etmesi...Öyle çok malda mülkte gözü yoktur.İnsanlara karşı hırslı değildir. Başını sokacak bir evi,karnını doyuracak bir lokması olsa yeter.Komşunun şunu varmış, başkasının bilmem neyi varmış diye düşünmez mesela.Bu fesat düşünceler yüzünden hiçbir zaman uykuları kaçmaz.Dilinde klasikleşmiş iki cümle vardır.

Kimin neyi olursa olsun bugünlere çok şükür ! Allah olmayanlara da versin.

Eskiden çoğu insan böylemiş.Yıllardaki rakamların artmasıyla fesat düşünce sayımızda doğru orantılı bir biçimde artmış.Birileri bizim psikolojimizi çözmüş ve bize hayatımızı mahvedecek iki kelime öğretmişler. ''Daha fazla !''

Görebildiğimiz,duyabildiğimiz,hissedebildiğimiz,okuyabildiğimiz her şeyle bize saldırmışlar.Bize asla gerçekleşmeyecek ütopyalarda yaşayan modeller yaratmışlar.Modellere çeşitli zorunluluklar vermişler.Zorunluluklar zamanla modellerin üzerine yapımış ve onlardan bir şekilde kurtulmaları engellenmiş.Onlar her zaman güzel olmak zorundaymış.Çünkü insan her zaman güzel olanı tercih eder.Her gün değişik giysiler,ayakkabılar,çantalar,takılar kullanmak zorundalarmış.Tüm bunlar yetmezmiş gibi her gün saatlerce saçlarını yapmak için uğraşmaları ve bir sürü iğrenç boyayı yüzlerine sürmeleri gerekiyormuş.Ne kadar mutlu görünseler de aslında bir sürü insan onlara özense de aslında çok mutsuzlarmış..Bu durumdan kurtulmak için tek çıkış noktaları varmış hayatlarından istifa etmek ! Cesaret edip bunu yapanda var sonsuza kadar mutsuz yaşayan da. Peki sen ne olmak istedin peki şimdi nesin ? Hayko Cepkin-Bonus şarkısını dinleyip şarkının son 5 dakikasında hayatın koşuşturmasında ara verip sorgulamaya ne dersin ?

25 Mart 2012 Pazar

Blogun adı nerden geldi ?

Efendim insanlar sağolsun nereye gitsem canımı sıkacak bir çıktı karşıma.Küçükken de böyleydi.Hep mutlu başladığım günlere..ama biraz sonra ya bir sıpa ya da bir gerizekalı keyfimin içine limonu sıkardı.Bende onlardan nefret ederdim.Hayatımda çok duyduğum ve nefret ettiğim sözcüktür bu mal ''Şişkoooooo'' temelinde bu var yanında da türevleri tabiki.Örneğin:Şişko,şişman,ayı,şişkooooo patatesssssssssss yarımm kilooo domatesssss.
Alayından nefret ediyorum.Öyle bir kıvama geldim ki 45 kilo olsam kendimi yine şişko sanacak ve şişko sözcüğünden nefret edeceğim.Burası da genelde benim kusacağım yer olacağına göre(Ki yazıların çoğunda adetimdir.Bu yüzden genel olarak kusmuk derim onlara) En nefret ettiğim sözcüğü neden koymayayım ki ?